Gündüz Kuşağı Tarifleri

Doğal tarifler, güzellik, beslenme, sağlıklı yaşam önerileri. Gündüz kuşağı programlarında kalem-kağıt yetiştiremediklerinizi buradan yakalayın :)

Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


Dün (15 Ağustos Cuma) Ayça Kaya, Ender Saraç'ın Sağlıklı Günler programına konuk oldu. Bu tarifi orada anlattı, henüz denemedim ama kuru börülce alır almaz yapacağım, yiyebileceğim birşeye benziyor :).

1 su bardağı kuru börülce
2 tane haşlanmış yumurta
2 adet taze soğan
4 közlenmiş biber
Yarım demet maydonoz
Yarım demet taze nane
Az tuz 
Üzüm sirkesi
Zeytinyağı (4 tatlı kaşığı)

Börülceleri haşlayın (önceden ıslatıp sonra haşlayabilirsiniz de). Diğer tüm malzemeleri doğrayarak börülcelerin üzerinde ekleyin. Maydonozları sapları ile doğrayın, ödem atmada çok etkili olduğu için sapları da faydalı. Yumurtaları da dörde veya sekize bölerek üzerine dizin. Çok az tuz ekleyip, üzüm sirkesi ile tatlandırın. Bu salata dört kişilik, kişi başı bir tatlı kaşığı zeytinyağı yeterli olacağı için dört tatlı kaşığı zeytinyağı dökebilirsiniz.

Afiyet Olsun!


Çocukken "yemekten sonra denize girilmez, kramp girer" diye o kadar çok tembihlediler ki, uzun yıllar krampın sadece denizde ve tok karnına başıma gelebilecek birşey olduğunu sandım. Sonra "Yok ya birşey olmaz!" diyip deneyebilecek yaşa geldiğimde, yemekten sonra yüzmekle pek alakası olmadığını anladım. Peki neden kramp giriyor?

Öncelikle kramp kasların istemsiz bir şekilde kasılması ve gevşeyemeyerek bir süre böyle kalması demek. Kasılmanın şiddetine göre hissedilen acı da değişiyor. Yüzerken birkaç kez ayağıma kramp girmişti, denizde hiç paniklemem, 'ayağını kendine doğru çekme' hareketiyle kendi kendimi iyileştirebilmiştim ve insanların denizde kramp yüzünden değil de paniklediği için boğulma tehlikesi geçirdiğine inanmaya başlamıştım. Ta ki denizde acılar içinde kıvranırken bir taraftan da ayağını germenin ne kadar zor olduğunu anlayana kadar. Bir gün yüzerken dehşet bir kramp girdi ayağıma ve acı nedeniyle ayağımı kendime çekemedim. Neyse ki ağbim ile birlikteydik o birşeyler yaptı da bir süre sonra da geçti, canım o kadar yanıyordu ki ne yaptı onu bile hatırlamıyorum :).

Tok karınla yüzmek şehir efsanesi olmasa da, krampın en büyük sebebi yorgunluk ve vücuttaki mineral -sodyum,potasyum ve magnezyum- eksikliği. Kramp oluşma nedeninin ana mantığı kaslara ulaşan ve kaslardan atılan molekül dengesinin bozulması. Mesela vücudun -özellikle kasların- yorgun olduğu dönemlerde, kan dolaşımının yavaşlaması nedeniyle kaslar için gerekli olan oksijen ve karbonhidratların taşınması eksik kalır. (Tok karınla yüzmemenin sebebi de bu yüzdendir, yemek sonrası kan dolaşımı midede yoğunlaştığı için kaslara besin taşınması yavaşlayabilir.) Ayrıca yorgun kasların etrafında biriken aşırı laktik asit de, kalp hızınızı hızlandıran kardio egzersizleri yaptığınızda kasların oksijensiz solunum yapmaya başlaması ile birlikte krampa neden olabilir. Bu biraz da kasların kendini koruma mekanizması gibi ortaya çıkar.
Aşırı terleme sonucu ya da mineral eksikliği ile de kas dokusunun etrafındaki sıvıda elektrolit denge bozulur. Böylece kas hücrelerinin osmotik dengesi de bozulur ve hücreler büzülür. Kas hücrelerinin büzülmesi neticesinde kalsiyum dağılımı da bozulur, ve kalsiyum molekülleri kasın kasılmasında görevli troponin proteinine bağlı kalır dolayısıyla kas da kasılı kalarak gevşeyemez.

Neden olduğu ile ilgili fikrimiz oluştuğuna göre gelelim krampları rahatlamaya ve engellemeye.

1) Dinlenmek
Bir kaç gün az uyuduğunuzda ya da dinlenemediğinizde yoğun antremanlardan uzak durun. Güzelce dinlenene kadar daha hafif yürüyüşler, kendinizi zorlamadan yapacağınız strech (yoga ya da pilates) egzersizleri ile idare edin.
Kimi zaman aşırı bir yorgunluk hissetmediğiniz zaman da sık sık kramp girmesi ile karşılaşabilirsiniz. Mesela ben bir dönem aynı düzende ama sağlıksız yaşıyordum -çok geç yatıp az uyuyordum, kahvaltı etmiyordum, tek öğünde fast food ağırlıklı besleniyordum, spor yapmıyordum- her ne kadar yorgunluk hissetmesem ve yorucu fiziksel aktiveterde bulunmasam da bir süre sonra sağ bacağıma sürekli kramp girmeye başladı. Ayakta dururken, bilgisayar karşısında otururken yani kramp girmesini hiç beklemeyeceğiniz zamanlarda bacak arkası kasılıp kalıyordu ve canımı oldukça yakıyordu. Süregelen kramplar bazı hastalıkların belirtisi olsa da genelde bunlar kaslarınızın size "Kendine gel!" uyarısı oluyor. Hayatınıza çeki düzen verin, alkolü azaltın ve güzelce bir dinlenin :)

2) Mineral dengesini sağlamak
Bunun için bol su içmeyi unutmamalısınız. Ayrıca sporcu içeceklerinden içebilir; muz, patates, kayısı, domates suyu tüketebilirsiniz. Muz harika bir potasyum ve magnezyum kaynağı. Özellikle spor yaparken yaşadığınız kramp sonrası birkaç gün boyunca günde bir muz yediğinizde iyi geldiğini göreceksiniz. Aynı şekilde regl döneminden 3-4 öncesinde de her gün birer muz yiyerek (üzerine tarçın da dökün) adet sancılarını/kramplarını hafifletebilirsiniz.

3) Strech
Kramp girdiği anda çabuk gevşemesini sağlamak için klasik hareketleri uygulamanızda fayda var. Özellikle ayak ve hamstring denilen bacak arkasındaki kramplarda şu esnemeleri yapmak çok işe yarıyor.


Topuğunuzu yerde tutarak ayağınızın ön kısmını yukarı kaldırıp indirmek bacak arkanızın gevşemesine yardımcı olacaktır. Yoğun kramplarda bu hareketi yapmak biraz zor oluyor, çabuk ve etkili bir rahatlamada sağlamıyor. Ancak gün içinde 10'lu setler halinde bu hareketi tekrarlamanız, krampların tekrarını önleyecektir.







Bu hareket yukarıdakine göre daha iyi bir rahatlama sağlıyor. Yine hem kramp girdiği anda gevşemeyi sağlamak için hem de gün içinde ve egzersilerden sonra yapabilirsiniz.






Benim favorim ise bu:
Hem elinizi kullandığınız için krampın acısı sürerken yapmak daha kolay oluyor hem de daha çabuk rahatlama sağlıyor. Eğer çok şiddetli bir kramp geçiriyorsanız, çevrenizden yardım isteyerek futbolculara yaptıkları gibi bir esneme ile de rahatlayabilirsiniz. Zaten çok şiddetli kramplarda kendi kendinize çözüm bulmak da çok zor oluyor, insan beyninden vurulmuşa dönüyor :).





Sağlıklı Günler :)


Uzun zamandır az su içmek gibi bir sorunum olmadı ama ne kadar içtiğimin de hesabını tutamadığım için iTunes storedaki ücretsiz uygulamalara göz atmak istedim. Bir kaç tane denedim, amacınız hangisi olursa olsun -su içmeyi hatırlamak ya da ne kadar içtiğinizi görebilmek- Water Alert güzel bir destek.

Ana ekran oldukça basit, ne içtiğinizi işaretlemek için şişe veya bardak resmi, altta da günlük miktarı özetleyen bir bar var. Günlük hedef otomatik olarak 2 litre olarak görünüyor, dilerseniz ayarlar kısmından değiştirebilirsiniz. Uygulamanın en sevdiğim tarafı bu oldu aslında, herşeyi kendinize uygun olarak ayarlayabiliyorsunuz. Birimi oz, ml veya litre olarak seçebilir, hatta şişe ve bardak hacimlerini de Glass Sizes kısmından ayarlayabilirsiniz.

Örneğin benim yanımda oda oda gezdirdiğim 1ltlik cam şişem var, evde bundan su içiyorum. Bu yüzden şişenin hacmini 1lt olarak ayarladım. Dışarıda içtiğim küçük pet şişeler yarım litrelik olduğu için büyük bardak hacmini 0,5 lt olarak değiştirdim. Bir su bardağı yaklaşık 200 ml, bu yüzden onu değiştirmedim. Bir de ekstra bir bardak boyu daha var, 0.3lt olarak ayarlanmış, benim başka alternatifim kalmadığı için ona dokunmadım ama isterseniz onu da değiştirebilirsiniz.









Ayarlayabileceğiniz diğer özellik de hatırlatma saatleri. Otomatik olarak resimdeki saatlerde kısa mesaj bildirimi gibi bir hatırlatma ile su içmeniz gerektiğini söylüyor. Açıp bakmanıza gerek yok, bir süre kilitli ekranda görünüp sonra kayboluyor. Dilerseniz saatleri değiştirebilir ya da bazılarını kapatarak sıklığını azaltabilirsiniz.




Su içtikçe bardak ya da şişe ikonlarının üzerine tıklayıp suyu bitiriyorsunuz. Alttaki bar da otomatik olarak doluyor. Birazcık daha detaylı bilgileri de Logs sekmesinden görebilirsiniz, saat kaçta ne kadar su içtiniz hedefinize ne kadar yakınsınız gibi.


Uygulama ücretsiz ama resimlerde görebileceğiniz gibi reklamlar çıkıyor, kurtulmak istiyorsanız 1,99TL'ye uygulamayı satın alabilirsiniz.

Oldukça kullanışlı bir uygulama olmuş. Gün içinde su içmeyi hatırlatması ve bunu yaparken bildirimlerin rahatsız etmemesi çok güzel. Miktarları kendinize göre ayarlayabilmeniz de büyük bir artı, sadece bardak hesabı ile işleyen uygulamalarda "Şimdi bu suyu içtim ama kaç su bardağına denk geliyor acaba?" diye düşünmek zorunda kalıyorsunuz.

Yaz gelirken cildinizi ve vücudunuzu kurutmayın, su için :). Size hatırlatacak bir yardımcı da var üstelik.

Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun kitabındaki kürü geçen hafta uygulamaya başladım. Önceki yazılarda tüm kürlerin tariflerini paylaşmıştım, benim uyguladığım zayıflamak için olan aşağıdaki:

Kaynamakta olan 750 ml suya 4-5 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan atıp ağzını kapatın. Kısık ateşte 7 dakika haşlayın. Bu kür de aynı zamanda toksin atıcı, arındırıcı ve kansere karşı koruyucu etki gösterecektir. Aşağıdaki şekilde tüketin:

5 gün sabah ve akşam birer su bardağı
1 hafta her gün bir su bardağı
3. hafta 1 hafta boyunca iki günde bir (gün aşırı) bir su bardağı
4. hafta 3 günde bir bir su bardağı
5. hafta haftada bir su bardağı
6. hafta ara
7. hafta bir su bardağı

Saraçoğlu bu kürlerde lahananın dış yapraklarının kullanılması gerektiğini söylüyor, bembeyaz değil yeşil-sarımsı beyaz renkte olacak. Ben bir bütün lahana kullandım, 5 gün boyunca en dış yapraklarından itibaren soyarak haşladım. 750 ml su yaklaşık 3 bardak oluyor, 3 bardak su kaynamaya başlayınca yaprakları içine ekleyip ağzını kapatarak 7 dakika haşladım. Süzüp bir bardağını sabah içtim, kalanını bir kavanoza koyup akşam da bir bardak içtim.

Tadı gerçekten çok kötü ve alışması çok zor. Burnumu kapatarak içtiğimde biraz daha katlanılır oldu :). Ayrıca sıcakken tadını çok fazla almıyorsunuz içimi daha kolay oluyor, bana tadı soğuyunca daha garip geldi.

İlk gün aç karnına içtim, ama bunu tavsiye etmiyorum. Saraçoğlu aç karnına tükettiğinizde en az bir saat birşey yememenizin iyi olacağını söylüyor. (Böylece başka besinlerle etkileşime de girmeyecektir.) Zaten içmesi zor bir de aç karnına ağzımda garip lahana tadı kaldı, ve sanki bütün gün gitmedi. Daha sonraki günler sabah kürünü kahvaltıdan iki saat sonra içtim. Ben kahvaltıdan sonra çok çabuk acıkırım, lahana suyu o açlığı da bastırdı, içerken de daha rahat ettim. Akşam kürüm ise soğumuş olduğu için içimi beni zorladı açıkçası. Çabuk bitsin diye hızlı hızlı içmeye çalıştığımda midem kalktı, bu yüzden kendimce geliştirdiğim en kolay içim yöntemi şu: burnumu tıkayıp büyük yudumlar alarak hemen yutuyorum, biraz bekleyip ikinci yudumu içiyorum.

Tabi ben böyle formüller geliştirirken annem meyve suyu içer gibi bir bardağı içip bitiriyordu :). Abarttığım gibi bir durum olmadığını söyleyip durdu.

Saraçoğlu yağlı yağlı terlemeye başlayacağınızı söylüyor, ben böyle birşey fark etmedim. Ama ben 3 gün ara verdim, çünkü sabah ve akşam gerçekten çok fazla geldi artık lahana kokusuna görüntüsüne katlamıyordum. Bu hafta her gün bir su bardağı olarak içmeye devam edeceğim. Bu küre bu şekilde başladım bitirmek istiyorum. Ancak Saraçoğlu katıldığı programlarda aynı kürü 15 gün günde bir bardak sonra 5 gün ara sonra 15 gün daha bir bardak olarak anlatıyor, bu da kafamı karıştırdı. Zaten kendisi de lahana kürünü senede 2-3 kez uyguluyormuş, bu nedenle yaz sonu bir de bu şekilde uygulayacağım. Günde bir bardağa dayanabileceğimi düşünüyorum, hem de şimdiki uygulama ile tadına biraz alımış olurum.

Benim beş gün boyunca gaz problemim olmadı, ancak buna önlem olarak lahana suyunun içine 3-4 damla limon damlatabilirsiniz, bu da Saraçoğlu'nun tavsiyesi.





Kısaca: hayır değil :)

Detoks (detox), detoksifikasyon (detoxification) işleminin söylemesi daha kolay olan kısa ismidir ve toksik maddelerden arınma anlamına gelmektedir. Alternatif tıp uygulaması olarak vücudun toksinlerden arındırılması haricinde alkol ve ilaçlardan arınma da aslında detokstur. Uzun süren ve fazla alkol tüketimi sonrası alkolün vücuttaki etkilerinin bitmesi ve metabolizmanın eski haline dönmesi ile aynı şekilde uzun süren tedavilerden sonra ilacın ve yan etkilerinin tamamen kaybolması da tıbbi detoks terimleridir.

Alternatif tıp olarak detoks ise çeşitli besinlerin tüketilmesi ve uygulanan detoks diyetleri ile toksinlerin vücuttan atılmasıdır. Bu işlemin faydaları ile ilgili klinik olarak kesin sonuçlar olmadığı gibi faydalı veya zararlı olduğu konusunda da farklı görüşler mevcuttur. Bazı doktorlar detoksu para tuzağı olarak adlandırmakta, karaciğer ve böbreklerin bu işlemi doğal olarak yerine getirdiğini, hatta detoks diyeti olarak uygulanan birçok beslenme programının tek tip olduğu için vücuda diğer açılardan zarar verdiğini savunmaktadır.

Toksinler vücudumuzun normal işleyişindeki kimyasal reaksiyonlar sonucu da oluşuyor ve karaciğerimizin vücuttaki toksinleri etkisiz hale getirdiğini biliyoruz. Ancak artık çevremizdeki sağlıksız koşullar nedeniyle yüksek miktarda zararlı maddeye maruz kalıyoruz. Kirli hava ile toksinleri soluyoruz. Yanlış ilaç kullanımı, sağlıksız beslenme, işlenmiş yiyecekler vücudumuza zararlı maddeler ile dolu. Sağlıklı beslenmeye çalışırken bile zirai ilaçlar, kirli sularla sulanan sebze ve meyveler, kirli sularda yetişen balıklar, kirli çevrede yetişmiş hayvanların etleri ile yine toksin almış oluyoruz. Bu nedenle de sağlıklı yaşamak için karaciğerin başarabileceğinden fazlasına ihtiyacımız olduğu kesin. Toksin alımını azaltmak ve vücuttan atılmasında organlarımıza yardımcı olmak detoksun ana mantığı. Detoks diyetleri uygulanmasa da, arındırıcı etkisi olan sebze ve meyveleri tüketmek bile etkili olacaktır.

Antioksidan ise detoks gibi bir proses değil, bu özelliği gösteren moleküllere verilen ortak addır. Vücudumuzda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar sonucu serbest radikaller açığa çıkar. Bu moleküller oldukça aktiftir, diğer moleküller ile kolayca reaksiyona girer ve böylece hücrelere zarar verirler. Mutasyona neden olabilir ve böylece de tümör oluşumu ve kansere neden olabilirler. Antioksidanlar serbest radikaller ile bağ kurarak bileşik oluşturur ve böylece onların başka moleküller ile reaskiyona girmesini engeller. Böylece serbest radikalleri etkisiz hale getirerek vücuda zarar vermesini engellemiş, kansere neden olma tümör oluşturma risklerini azalttığı gibi hücre yıkımını da azaltarak yaşlanmayı da geciktirmiş olur.


Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, brokoliden sonra en çok araştırma yaptığı sebze olarak belirttiği beyaz lahananın birçok faydasını sıralıyor.
  • vücuttan toksinlerin atılmasını sağlar 
  • düzensiz kan dolaşımını ayarlar
  • selülitleri yok eder
  • kolon kanserini önler
  •  kılcal damarların çatlamasını engeller
  • hormonları dengeler 
  • yüksek kan şekerini düşürür

Detoks (Arındırma) Etkisi

Zirai ilaçlar, hava-su kirliliği gibi etmenler yüzünden yediğimiz hemen hemen her şeyde toksik maddeler mevcut. Ayrıca vücudumuzda gerçekleşen olağan kimyasal reaksiyonlar sonucu da toksinler açığa çıkıyor. Tüm bu toksik maddeler hücrelerimizin zarına yerleşir, genellikle suda çözünmeyip yağda çözünen moleküller oldukları için de yağ dokularında depolanırlar. Özellikle kilo verirken yağların yakılması ile depolanmış olan toksinler de açığa çıkar. Hızlı kilo verildiği zaman toksinlerin vücuda yayılması doğal arınma ile vücudumuzdan atılma sürecinden hızlı olduğu takdirde sağlımızı olumsuz etkileyecektir.


Beyaz lahana çok iyi bir toksin atıcıdır, yani detoks için çok uygundur. Bu özelliği de içerdiği bazı etkin maddelerin vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizmasını aktive ederek toksinlere suda çözünme özelliği kazandırmasından ileri gelir. Böylece suda çözünen toksinler ter, idrar veya dışkı yoluyla vücuttan atılabilirler.


Beyaz lahana vücuttan su (ödem) atımı için de oldukça faydalı bir sebzedir. Genelde birçok sebze ve meyvede diüretik yani idrar söktürücü özelliği olan etkin maddeler vardır. İdrar söktürücü özellik vücuttan su ile beraber tuzların yani minerallerin de atılmasını sağlar. Ancak beyaz lahana da aquaretic özellikte etkin maddeler bulunmaktadır. Bu da vücudun mineral dengesi etkilenmeden su atılmasını sağlar. 


Özetle beyaz lahana içerdiği etkin maddeler sayesinde toksinlerin yağda değil de suda çözünmesini sağlayarak ve vücutaki fazla suyun ve bu suyla birlikte toksinlerin de atılmasına yardımcı olur.
Sadece kilo verirken değil radyoterapi ve kemoterapi sonrası beyaz lahana kürü uygulanması da tedavi nedeniyle vücutta biriken toksinlerin atılmasına yardımcı olacaktır. 


Kolon kanserine karşı önleyici etkisi – U Vitamini
Beyaz lahana bağırsak kanserine karşı koruyucu sebzelerin en başında gelmektedir. Bağırsak ve midenin iç yüzeyindeki mukozayı temizleme özelliği çok güçlüdür, bu sayede ülsere de iyi gelir. Beyaz lahananın içerdiği kükürtlü bileşikler kansere neden olan proteinleri üreten bağırsaklarda yaşayan bazı zararlı bakterileri öldürmektedir. 


Ayrıca kırmızı ve yabani lahana kimyasal adı “Methylmethioninesulfonium chloride (MMSC)”  veya “S-Methylmethionine (SMM)” olarak geçen U-vitamini içermektedir. Bu molekül aslında vitamin değildir, ülser tedavisinde rahatlatıcı etkisi görüldüğü için U-vitamini adı verilmiştir. U-vitaminin biyolojik olarak nasıl etki gösterdiği tam olarak bilinmemektedir ve mide ve sindirim rahatsızlıklarına karşı kullanımı da klinik olarak test edilmemiştir. Ancak bitkisel tedavi uzmanları tarafından eskiden beri kullanılmaktadır ve bu çalışmalar sonucunda bağırsak ve mide duvarındaki koruyucu mukoza tabakasının artmasını sağladığı görülmüştür. 


Amerikalı doktor Garnett Cheney de 1950lerde bu konuda araştırmalar yapmış, çiğ lahana suyu kürü uyguladığı ülser hastalarının kronik ağrılarının azaldığını veya tamamen kaybolduğunu ve ayrıca midedeki yaralarının da iyileştiğini gözlemlemiştir. Cheney araştırmalarında lahanadaki etken maddelerin yüksek ısıda bozunduğunu belirmektedir, bu yüzden lahana suyunu çiğ olarak kullanır. Saraçoğlu ise çiğ lahana suyu hazmı zorlaştırdığı ve gaz yaptığı için haşlanması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca önemle belirttiği bir nokta daha var ki, çiğ olarak preslendiğinde lahanada bulunan myrosinaz enzimi ile glucosinolate maddeleri birbirine karışıyor ve myrosinaz enzimi glucosinolatın içerdiği kükürtü serbest hale getirerek toksin de oluşmasına neden oluyor. Bu yüzden haşlanacak yaprakların parçalanmamasını özellikle vurguluyor.

Mide için faydalarının yanı sıra U-vitamini ayrıca bir antioksidandır da. Bu da beyaz lahanaya toksin attırıcı etkisinin yanı sıra antioksidan özelliği de kazandırmaktadır. Detoks ve antioksidan birbirinden farklı kavramlar. Yukarıda bahsettiğimiz gibi detoksifikasyon (detoxification) vücuttan toksinlerin atılmasıdır. Antioksidan ise serbest radikallerin zararsız hale getirilmesini sağlayan moleküllerdir. Vücudumuzda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar sonucu serbest radikaller açığa çıkar. Bu moleküller oldukça aktiftir, diğer moleküllerle çok kolay reaksiyona girerler ve böylece hücrelere zarar verir, mutasyona neden olup kansere yol açabilirler. Antioksidanlar ise serbest radikallere bağlanarak onların başka moleküllerle reaksiyona girmesini önler ve böylece zararsız hale getirir. U-vitamini dolayısıyla beyaz lahana antioksidan özelliği ile de bağırsak kanserine karşı koruyucu etki göstermektedir.

Ben beyaz lahana kürü ile ilgili özellikle toksin atıcı ve bağırsak-mide rahatsızlıklarını iyileştirici etkisini toparlamaya çalıştım. İbrahim Saraçoğlu dolaşım bozukluğunun düzelmesi, kılcal damarların çatlamasını engelleyici olarak da beyaz lahananın muhteşem etkiler gösterdiğini belirtiyor.


Birçok ünlünün lahana çorbası diyeti ile zayıflamasından sonra lahana, son yıllarda çok popüler oldu. Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu da lahananın faydalarını her fırsatta anlatıyor ve brokoliden sonra üzerinde en çok araştırma yaptığı bitki olduğunu söylüyor. Bitkisel Sağlık Rehberi kitabında birbirine benzer ama 5 farklı kür tarifi var. Saraçoğlu katıldığı programlarda genelde ilk kürü anlatıyor. Ben zayıflamak için olan dördüncü küre bugün başladım, kendi deneyimlerim ile ilgili önümüzdeki günlerde de yazacağım. Bu yazıda kürleri nasıl uygulayacağımızı sonraki gönderide de beyaz lahananın faydaları ile ilgili bilgileri bulabilirsiniz.

Tüm kürler için dikkat edilecek noktalar şunlar:
  • Kullanılacak beyaz lahananın mevsiminde yetişmiş, iri ve yaprakları hafif sarı-yeşil renkte olması gerekiyor. Küçük ve beyaz yapraklılar uygun değil.
  • Kaynayan suya lahana yapraklarını parçalamadan atın, dış yapraklarını kullanmanız daha uygun olacaktır.
  • Lahana yapraklarının tamamen suyun içinde kalmasına dikkat edin.
  • İçeceğiniz miktarı her gün taze olarak hazırlamalısınız. 1 haftalık hazırlayıp saklamayın. Sabah hazırladığınız suyu gün içinde tüketebilirsiniz.
  • Aç veya tok karna tüketebilirsiniz. Yediğiniz diğer besinlerle etkileşime girip lahananın etkisinin değişmemesi için yemeklerden 1 saat önce veya 2 saat sonra içmelisiniz.
  • Haşlanmış lahana suyuna hiçbir şey eklemeyin (tadı için baharat vs.).
  • Ayrıca yaprakların tüketilmesine gerek yok, sadece haşlama suyunu içerek kürleri uygulayabilirsiniz.
  • İbrahim Saraçoğlu selülit ve zayıflama için lahana kürlerini uygularken kahve tüketilmemesi gerektiğini özellikle belirtiyor.
Toksin Atıcı ve Kolon Kanserini Önleyici
Kaynamakta olan yarım litre suya 6-7 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan atıp ağzını kapatın. Kısık ateşte 10 dakika haşlayın. Beş gün boyunca sabah ve akşam olmak üzere birer su bardağı için. Beş günün sonunda üç gün ara verip beş gün daha uygulanacak. Toplam on üç gün süreyle on günlük kür uygulamış olacaksınız.

5 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
5 gün sabah ve akşam birer bardak

Bu kürü yılda üç veya dört defa uygulamanız iyi olacaktır.

Kan dolaşımı düzenleyici
Kaynamakta olan yarım litre suya 3-4 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan atıp ağzını kapatın. Kısık ateşte 15 dakika haşlayın. Sabah ve akşam c için. Her üç günde bir üç gün ara verip toplam 21 gün içilir. Üç ay ara verip tekrar bir kür daha uygulanır.

1. kür
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak

3 ay ara

2. kür
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak

Selülit Giderici
Kaynamakta olan yarım litre suya 3-4 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan atıp ağzını kapatın. Kısık ateşte 15 dakika haşlayın. Sabah ve akşam birer su bardağı için. Kan dolaşımı düzenleyici kürde olduğu gibi her üç günde bir üç gün ara verip toplam 21 gün içilir. Ancak bu sefer 21 gün ara verilecek. Yirmi bir günlük aradan sonra haftada bir defa sabah ve akşam birer bardak içilerek selülitler kaybolana kadar devam edilir.

3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak
3 gün ara
3 gün sabah ve akşam birer bardak

21 gün ara

Haftada bir gün sabah ve akşam birer bardak

Zayıflamak için
Kaynamakta olan 750 ml suya 4-5 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan atıp ağzını kapatın. Kısık ateşte 7 dakika haşlayın. Bu kür de aynı zamanda toksin atıcı, arındırıcı ve kansere karşı koruyucu etki gösterecektir. Aşağıdaki şekilde tüketin:

5 gün sabah ve akşam birer su bardağı
1 hafta her gün bir su bardağı
3. hafta 1 hafta boyunca iki günde bir (gün aşırı) bir su bardağı
4. hafta 3 günde bir bir su bardağı
5. hafta haftada bir su bardağı
6. hafta ara
7. hafta bir su bardağı

Katıldığı birçok programda Saraçoğlu aynı şekilde hazırlanan kürü

15 gün boyunca günde 1 bardak
5 gün ara
15 gün boyunca günde 1 bardak

olarak anlatıyor. Günde iki bardak içmek zor gerçekten, bu nedenle bu şekilde de uygulanabilir.

Kan Şekerini Düşürücü ve Dolaşımı Düzenleyici
Kaynamakta olan yaklaşık 750-800 ml suya 7-8 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan atıp ağzını kapatın. Kısık ateşte 10 dakika haşlayın. Bu kür için haşlama suyunun aç karına içilmesi daha etkilidir. 5-6 gün boyunca günde 1,5 su bardağı için. Tek seferde bir buçuk su bardağını içmekte zorlanıyorsanız, her seferinde yarım su bardağı olmak üzere gün içine yayarak da tüketebilirsiniz. Yılda 3-4 kez uygulamanız çok faydalı olacaktır ancak bu kürü uyguladığınız için doktora gitmeyi ve ilaçlarınızı ihmal etmeyin.

5-6 gün günde 1,5 su bardağı
veya
5-6 gün günde 3 kez yarım su bardağı




Civanperçemi rahim ve yumurtalık sağlığı açısından oldukça yararlı bir bitki. Kadın hastalıklarını tedavide çayını içmek, oturma banyosu yapmak veya yağıyla masaj gibi yöntemlerle faydalanılıyor.

Sarı kantaron da sakinleştirici özelliğiyle hem hafif şiddetteki depresyonlarda antidepresan olarak hem de sancılarda antienflamatuvar - ağrı kesici olarak etki göstermektedir. Bu iki özelliği sayesinde menapoz ve regl dönemindeki ruhsal değişimleri önler hem de regl sancılarının azalmasına yardımcı olur.

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu da regl dönemini daha rahat geçirmek için bu bitkilerin çayını ayrı ayrı veya bir arada olarak hazırlayabileceğimizi belirtiyor.

civanperçemi
 1 tutam civanperçemini 1 bardak kaynayan klorsuz suya ekleyin. Taze veya kurutulmuş olarak alabilirsiniz. Ağzını kapatıp 5-6 dakika bekleyin. Regl başlamadan 1 hafta önce sabah akşam birer bardak olmak üzere için. Reglin 3. gününe kadar içeceksiniz.

sarı kantaron

Yine 1 bardak suya yarım tutam sarı kantaron yarım tutam civanperçemi ile de hazırlayabilirsiniz. İkisinin karışımının bir zararı yoktur.  Ancak şeker eklemeden tüketmeniz gerekiyor, dilerseniz tatlandırıcı olarak stevia bitkisi kullanabilirsiniz.


"Yeşil Kahve" Coffea bitkisinin meyvelerinin olgunlaşmamış çekirdekleridir. Olgun çekirdeklerin rengi sarı-kahverengiye döner. Aslında bildiğimiz normal kahve de, yeşil veya olgun çekirdeklerin temizlenip, kurutulup, kavurulup, çekilmesiyle üretilmektedir. Yani yeşil kahve çok farklı birşey değil aslında, işlenmemiş kahve olarak düşünebiliriz.

Kahvenin yapısında birçok bileşen bulunuyor. Örneğin kafein, hepimizin bildiği gibi kahve önemli bir kafein kaynağı. Kafein merkezi sinir sistemini uyararak uyuşukluğu giderir, insanı ayıltır. Yapılan araştırmalar son zamanlarda kahve ile ilgili kafamızı oldukça karıştırmış olsa da, artık "Kahve selülit yapar, diüretiktir, vücudunuzu susuz bırakır. Uzak durun." ikazlarını bir kenara bırakabildik. Kahve selülit suçlusu olarak aklandı, yeterli miktarda su içmek kaydıyla artık birçok diyet listesinde yer alıyor ve metobalizmayı hızlandırarak kilo vermeyi kolaylaştırdığı söyleniyor. Bunun sorumlusu insana kafeinmiş gibi görünse de pek ilgisi yok aslında, şimdilik starımız klorojenik asit :).

Kahvenin glisemik indeksi düzenlemesi ve kilo vermeye yardımcı olması klorojenik asit, kuinidin, lignanlar ve trigonellin gibi bileşenlerine atfediliyor, son zamanda araştırmalar özellikle klorojenik asite eğilmiş durumda. Klorojenik asitin karaciğerdeki glikoz oluşumuna neden olan glucose-6-phosphatase enzimini engellediği biliniyor. Bu bilgiden hareketle, henüz geniş çaplı araştırmalar yapılmamış olsa da, düzenli kahve tüketiminin diyabet gibi hastalıkların riskini önemli ölçüde azaltmasında klorojenik asitin etkili olduğu düşünülüyor. Ayrıca yapılan araştırmalar bu bileşenin yiyeceklerden yağ emilimini azalttığı ve vücutta fazla yağın yakılmasına yardımcı olduğunu gösteriyor.

Konu klorojenik asite gelince kahveden ayrılıp yeşil kahveye ulaşıyoruz. Çünkü kavrulma sırasında klorojenik asitin büyük kısmı kayboluyor. Hasat zamanına bağlı olmakla beraber kurutulmuş robusta yeşil kahve çekirdekleri 65 mg/g, arabica çekirdekleri 140 mg/g klorojenik asit içeriyor. Kavurma sıcaklığında bu bileşenin %70'ten fazlası kaybolarak geriye 30 mg/g'dan daha az bir miktar kalıyor.

Ocak 2012'de Diabetes, Metabolic Syndrome and Obesity dergisinde yayınlanan bir makalede yeşil kahve çekirdeği ekstraktı ile yapılmış bir araştırmaya yer verilmiş. Toplam 22 hafta süren bu araştırmada 16 aşırı kilolu yetişkinde klorojenik asit içeren yeşil kahve çekirdeği ekstraktının (GCA (green coffee antioxidant)) kilo vermedeki etkisi gözlenmiş. Deneklere 6 hafta boyunca düşük doz (700 mg), yüksek doz (1050 mg) veya placebo verilerek, sonrasında 2şer hafta da olası etkilerinin sona ermesi için beklenmiş. Deneklerin GCA aldıkları süreçte kiloları, vücut kütle endeksleri (BMI) ve yağ oranlarında ciddi düşüşler gözlenmiş. Obezlik sınırındaki 6 yetişkinin BMI değerleri 25'in altına düşerek normal aralığa ulaşmış. Sonuç olarak ümit vaadeden bu sonuçlar sayesinde GCA içeren yeşil kahve ekstraktı haplarının obezite tedavisinde önemli etkilere sahip olabileceği düşünülüyor.

Her ne kadar belirli bir marka ismi vermese de Mehmet Öz de bu ekstraktları tavsiye ediyor (ekstrakt haplarını alırken nelere dikkat etmeniz gerektiğini Dr. Oz Show sitesinde detaylı olarak anlatıyor, aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz). The Dr. Oz Show ekibi olarak kendileri de bir araştırma yürütmüşler. 35-49 yaş arası 25-45 arası BMIa sahip (aşırı kilolu) hamile olmayan, emzirmeyen, herhangi büyük bir rahatsızlığı olmayan (diyabet dahil), kalp krizi geçmişi bulunmayan 100 kadın seçilmiş. Bir kısmına yeşil kahve çekirdeği ekstraktı, bir kısmına da placebo verilerek günde 3 kez yemeklerden 30 dakika sonra 400 mg almaları istenmiş. (Tabi ki hiçbiri gerçek ekstrakt mı placebo mu aldığını bilmiyordu.) Hatta katılımcılardan yeme alışkınlarını değiştirmemeleri, sadece ne yediklerini ekibin görebilmesi için yemek günlüğü tutmaları istenmiş. İki hafta sonunda yeşil kahve ekstraktı alan kadınların ortalama 1 kg (2 pound), placebo alan kadınların ise -büyük ihtimalle yemek günlüğü tutmalarının sonucu olarak ne yediklerinin farkına vardıkları için- yarım kilo (1 pound) verdikleri görülmüş.

Peki klorojenik asit bu kadar faydalıysa neden kahve çekirdeklerini kavurup bundan mahrum kalıyoruz? Çünkü kahveyi keyif için içiyoruz :). İçeriğindeki uçucu bileşenlerin bazıları yeşil kahvenin hoş olmayan kokusu ve tadından sorumlu. Kavururken klorojenik asit gibi bu bileşenler de uçuyor ya da nötralize oluyor ve ayrıca yeşil kahvede bulunmayan kahvenin tipik aroma ve kokusu da kavurulmasıyla ortaya çıkıyor.

Bu popülerlik ve Mehmet Öz'ün tavsiyeleri sağ olsun, haplara mahkum değiliz, yeşil kahve çoğu yerde bulunuyor. Aktarlar, baharatçılar, kahveciler hatta işportacılar bile satıyor. Ben Eminönü'nde Kurukahveci Nuri Toplar'dan aldım. Çekirdek olarak da, çekilmiş olarak da satıyorlar. Çekirdeği french presste hazırlayabilir, ince çekilmiş olanı da aynı türk kahvesi gibi pişirip içebilirsiniz. Ben iki çay kaşığı yeşil kahveyi bir kahve fincanı su ile pişirdim, aynı türk kahvesi gibi köpürünce ocaktan aldım.



Yeşil bulanık bir içecek oluyor, güzel ya da belirgin bir kokusu yok. Resimde daha iyi görülmesi için köpüğünü aldım :). Kahve olarak düşünmeyin, kahve gibi birşey beklerseniz büyük hayalkırıklığına uğrarsınız. Çay-yeşil çaya kıyasla kahve ve yeşil kahve arasında tad olarak büyük fark var, yeşil kahve kahveden tamamen farklı. Bitki çayı olarak düşünüp, tadından fazla birşey beklemezseniz o kadar da kötü değil aslında içilemeyecek gibi değil. Bence sıcakken daha iyi bir tadı var, ben ılınınca içmekte çok zorlandım.

Kronik bir rahatsızlığınız ya da devamlı kullandığınız ilaçlar yoksa, günde 1-2 fincan içmeyi deneyebilirsiniz. Keyif için değil sağlığınız için olduğunu düşünürseniz tadına katlanabilirsiniz. Sırf birşeylere iyi geliyor diye tadı çok daha kötü birçok şeyi tüketiyoruz zaten :).

http://www.doctoroz.com/videos/green-coffee-bean-project
http://www.doctoroz.com/videos/fact-sheet-green-coffee-bean 
http://en.wikipedia.org/wiki/Coffee_bean





Kış günleri için bağışıklık güçlendirici içinizi ısıtacak çay

İki tutam (yaklaşık bir avuç kadar) ıhlamur
İki tatlı kaşığı ekinezya 6-7 adet karanfil
1 çubuk tarçın
Zencefil

Her hastalandığımızda annelerimizin içirdiği ıhlamurun yatıştırıcı etkisini hepimiz biliyoruz. Bunu biraz daha güçlendirmenin zararı olmaz sanırım :)

Demliğin içine iki tutam kadar ıhlamur koyuyoruz. Üzerine iki tatlı kaşığı ekinezya ekliyoruz. Ekinezya nezlenin semptomlarını hafifleten bir bitki, üst solunum yolu hastalıkları, öksürük, boğaz ağrısını rahatlatıyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
 Zencefil de vücudu ısıtıp sıcaklık verir ve terletir, böylece kas ve romatizma ağrılarının azalmasına yardımcı olur. Zencefilin kabuğunu soyup ince ince doğranmış bir şekilde ekleyebilirsiniz ya da rendeleyebilirsiniz. Bir yumrunun yarısı yeterli olacaktır.
 Son olarak da karanfil ve tarçını ekleyip üzerine 1 lt. kaynar su dökebiliriz. Ben tarçını büyük parçalar halinde bölünmüş olarak alıyorum, aktarlarda tarçın çayı olarak bu şekilde de satılıyor. Böylece demliğin içine sığdırmak daha kolay oluyor. Parça parça veya bütün bir çubuk tarçın da kullanabilirsiniz. Karanfil ve tarçın hem hoş bir koku ve aroma veriyor hem de mikrop öldürücü etkileri ile çayımızı güçlendiriyor :)
Kaynar suda 10dk demledikten sonra limon veya bal ekleyerek içebilirsiniz. Kaynatmayın, kaynar suyu ekleyip 10 dakika bekleyin. Günde iki fincan içmeniz yeterli olacaktır. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük varsa bal ekleyerek içmek çok rahatlatıyor. Ben ekşi tatları daha çok sevdiğim için demlerken içine limon ve elma kabukları da ekliyorum, siz de damak tadınıza göre bunları kullanabilirsiniz.

Bağışıklık sisteminiz zayıfladığında, kırgınlık halsizlik hissettiğinizde bu çay gerçekten çok iyi geliyor. Grip ve nezleyken de vücudu rahatlatacak ve ilaçlarla birlikte çabuk toplarlanmanıza yardımcı olacaktır.

Afiyet Olsun.